Copyright © Sensiz Kelimeler Sözlüğü
Design by Dzignine

Yaşamak Böyledir







Uzun bir nehirdir yaşamak sevgili dostum
Üstünde güneş altında toprak ve durmadan akmak
Nereye gittiğini bilmeden ve çokça da yorularak
Balıklara yuva kuşlara ayna aşklara nota olmak
Yaşamaktır dostum bunun adı nehir gibi akmak.

Kadın bir deniz gibi eşsiz bir maviliktir



 
İçimde hep denize gitmek duygusu var. 

Deniz…
Sanki oraya varınca durup dinlenmeden günlerce uçacakmışım gibi hissediyorum. Yüzüme dalgaların elleri değecek.
Hiç tatmadığım bir duygu. 

KORKMA





Ne zaman düşersin,
Öğrenirsin,
Hayatın düşmek ve kalkmak olduğunu.

Ne zaman seversin,
Bilirsin,
Sevmenin yalnızlığı alt etmek olduğu.

Bağrıma Taş Devri





Gitme,
Daha erken, vardiya zili çalmadı aşkın fabrikasında,
Daha terlemedik çarşafta, yorganın altında,
Rüzgara tükürecektik, denize taş atacaktık,
Öpüşecektik en büyük meydanlarda,
Gitme böyle kocaman bir liste var yazdığın son mektupta,
Söz uçar yazı kalırmış, külliyen yalan,
Sen uçtun gitmez bir acı kaldı bağrımda.

Adem Özbay

Kayıp hikayesi ömrümüzün





Adem: dedemden miras. On aylık oğlunu sırtında taşırken dünyaya getirdiği ikinci oğlunu, eltisinin hırçın kollarına terk ettiğinde; annemin çaresizliğinden müphem bir yalnızlıkta beni kaybettiğini gören dedem için cennetten kovulmuş bir ademimdir ben. İğreti bir beşiğin içinde açlığında ve ne olursa olsun hiçbir ihtiyacında gözyaşı dökmemeyi öğrenirim hemen sonraları.

Kevakib




 
İkinci gelişim bu şehre. Hayatı anlamlandırma denemelerimden yılgınlığa uğradığım, sahiline sığındığım denizin dalgalarına kucak açtığım yıllar. Ümitlerimi sunduğum insanlardan bir karadeliğe tıkılma tehditleri almıştım. Yalnızlık bakıyor, aşka mutedil bir tercüme olmaya çalışıyordum. Kendime ait bir şeylere tutunup yükseklere açılma gayesindeydim. Azimliydim. İnsanlardan korkuyor, çocuklara tedbirliydim. Kafesinde umarsız haliyle sohbetime katılan kuşum kadar rahat olamıyordum bir türlü.

Gülkız





                                               
    kız nefesin gül kokuyor / içerin bahçe midir

Birin; bir görünüp, bir kaybolduğu masalda vurulmuştum ilkin sana. Bir türlü, pirelerin berberliğine aklım ermese de, seni pencerenin kenarında bir görenin bir daha iflah olmamasını pekala anlayabilmiştim. Ne rüzgârın şarkılar mırıldanması dağlara, ne kırlarda dolaşmana çiçeklerin usulcacık başlarını kaldırıp eşlik etmesi, şaşırtmamıştı beni. Ama derelerin şarıldarken uyanmasını, dolunayın gökyüzünü arşınlarken başının dönmesini garipserdim. Çünkü inanırdım ki, senin olduğun yerlerde tersine akardı zaman ve güzellikler utanıp saklarlardı kendini...

Gözlerimden Gözlerine Son Mektup





Sen bu satırları okumaya başladığında ben çoktan senin nefesinin akıp gittiği bu cennetten ayrılmış olacağım. Eğer Allah bana her gün lime lime etlerimin doğranacağı, fakat yanımda senin olacağın bir cehennem vaat etseydi yemin ederim bir an tereddüt etmez, o an kabul ederdim. Ben seninle olamadığım cennetin tüm katlarını cehennemden bin kat daha elem verici bulurum. Sen ki benim cennetim, benim kırk yıla yakındır çektiğim cefaların mükâfatısın.

Sözlüklerde Olmayan Kelimelerle Geliyorum Sana




Soruyorum: Beni bu yalnızlığımdan çekip almaya muktedir biri yok mu şu koca dünyada. Milyarlarca insan neden kanımı acıtarak, anlamsız bir şekilde beynimin kıvrımında dolaşıyor. Televizyon ekranından ve gazete sayfaları arasından beni bu kadar iğdiş etmeye hakları var mı tüm bu kalabalıkların? Bu kalabalık kalabalıklarda neden sen yoksun?

Aşksız Geçen Her Günümüze Yazıklar Olsun





Bu soğuklar üşütmüyor bizi. Kaldırımlarda dolaşmıyor yetim hüznümüz. Şuh bir kahkahayla satılığa çıkan kadınlar biz değiliz. Bankamatiklerde ırzına geçilen çocuklar da biz değiliz. Gecelere sinmiş günahlar bizim değil. Biz hiç kimseyiz. Biz bir şarkı bile değiliz.
Bir nakarat, bir harf…
Bu çorbalar doyurmuyor bizi. Acıkan ve aç annesinin sarkık memelerini çekiştirmekten yara bere içinde bırakan biz değiliz. Sinekleri, ikizi gibi yanı başından ayırmayan biz değiliz. Bir kuru ekmek, bir avuç su için köpekler gibi itilip kakılan biz değiliz. İki bahar görmeden solup giden çiçekler bizler değiliz. Biz hiç kimseyiz. Biz bir çocuk bile değiliz.
Bir ninni, bir okşama...
Bu duvarlar sevmiyor bizi. Geceler boyu inleyen biz değiliz. Tabanları günlerce tutmayan biz değiliz. Askılarda bedeni hayata küsen biz değiliz. Ayrılıkların esaretinde hayata küfürler savuran biz değiliz. Demir parmaklara etini veren biz değiliz. Biz hiç kimseyiz. Bir masum bile değiliz.
Bir af, bir merhamet...
Bu hayaller yetmiyor bize. Kapılardan çevrilen biz değiliz.  Salya ve tükürüklerle sokaklara fırlatılan biz değiliz. Saçlarından sürüklenen, gözlerinden ateşi çalınan biz değiliz. Yıkıntılar arasında bırakılan biz değiliz. Biz hiç kimseyiz. Bir nazlıgül bile değiliz.
Bir gülümseme, bir umut...
Bu karanlıklar ürkütmüyor bizi. Gece gündüz asgari ücretle çalışan biz değiliz. Alnından terleyen damlalarda gözyaşlarını saklayan biz değiliz. Ter kokan, pis kokan nasırlı elliler biz değiliz. Kurtlu mercimeklere methiyeler düzen biz değiliz. Patronumuzun mersedesine genç bir kızın şehvetli çağrısına uyar gibi asılan biz değiliz. Biz hiç kimseyiz. Bir insan bile değiliz.
Bir adalet, bir emek...
Bu üniformalılar korkutmuyor bizi. Şarkısını söyleyen biz değiliz. Mavzerlerine sarılmış güller derenler biz değiliz. Kalbine sarılmış aşk derenler biz değiliz. Biz hiç kimseyiz. Bir kul bile değiliz. Bir dua, bir kurşun...
Bir türkü, bir aşk...
Haklısın Orhan Baba çok haklısın:
Aşksız geçen her günümüze yazıklar olsun! 

Adem Özbay
www.ademozbay.com
 

Kendine iyi bak sevgilim





Kendine iyi bak sevgilim, beni düşünme. Taş atmaya gidiyorum çocuklara kurşun atanlara. Ceplerimde yıldızlar kadar taş var. Birde senin hasretini koydum sapanımım hamuruna. Sevgilim her sapan çığlığında öperim dudaklarından. Hasretle, aşkla. Ben iyi olurum sen kendine iyi bak...
Unut sevgilim, unut ettiğimiz yeminleri. Musafa el koyup bağıra bağıra ettiğimiz yeminlerin şimdi boynu bükük kalacak. Ne denizler ne martılar görecekler bizi artık el ele. Hiç balık ekmek yiyemeyeceğiz; gölgesinde seni sevmişliğim olan bu şehirde. Kaldırımlarında sokak çocukları yalnız kalacak geceleri, geceler uzun olacak onlara yine. Sen hem onlara hem kendine iyi bak. Beni merak etme.
Sevgilim varır varmaz mektup yazarım ay ışığıyla sana. Gökyüzünde en parlak yıldız olup göz kırparım haylazlığımla. Sonra da düşersem en yüksek tepenin çatısına bil ki, ellerimden tutmana ihtiyacım var. Kapat gözlerini ve düş seccadenin üstüne. Yeraltında çağlarsa güllerin kökleri, kulak ver ve saçlarını bırak rüzgara. Sonrasında dirençle kalkıp ayağa kendine iyi bak sevgilim. Ben çok iyi olurum orada.
Sevgilim kendine iyi bak. Çünkü beklenmedik bir zamanda, yenilginin acısı direngen gözlerini buğulandırdığında, ben hasretimi güneşe serip doğacağım senin kalbine. Ne sen ağlayacaksın ne ben güleceğim. Melekler tutacak ellerimizden. Zaten kim Azrail kadar iyi kement atabilir bedenime. Ve senin gözlerinin kemendi kadar... Çok iyiyim sevgilim çok iyi, sen kendine iyi bak.
Ve sevgilim, sevdim ben seni, senin bile inanamayacağın kadar çok. Sensiz her gece yıldızlar aldım ben koynuma, sarih bir lisanla tespih eden tepelerde. Yıldızlar ısıttım sabahlara kadar. Ve hasretimi ısıttım. Kırağı düşmüş bir gonca gibi, çıt diye kırılmasın hasretim diye, ısıttığım yıldızlara sardım seni. Hasretim, hasretim benim, gözünden ırmaklar geçen ceylanım... Kırlarda koşarken eski günlerimizdeki gibi kendine iyi bak. Ben yakalamak için peşinde dolaşır dururum bir yavru oğlak gibi. İyi olurum hem de çok iyi. 
Hem ne çıkar bahtımızda ayrılık varsa, bir kere bile baktı ya gözlerimiz içimize, Ben senin sen benim gizli mahzenimdim, ancak yandıkça anlayabildik bunu. Hem seni nasıl sevdim biliyor musun? Annenin kabuğunu soyup yavru vermesi gibi… Güneşin gölgeye sancılanması gibi sevdim seni. Sen şimdi merak etme sevgilim, kendine iyi bak. Kavuşamasam da seni sevdim ya, bana yeterde artar bile. İyiyim ben iyiyim.
Sevgilim her yalnız kalışımda mavzer başında, susarak çağırdım seni derin uçsuz bucaksız vadilerden. Ne nilüferler topladım sana güneşi yalayıp yutacak kadar heybetli göllerden. Ne çok aşık oldum sana, ne çok... Sen hep içimde doğan bir bahar gibi geldin yanı başıma. Sevgilim teşekkür ederim ben sana, beni sevdin ya... Mutluyum ben buralarda sen kendine iyi bak. Ve beni unutma...
Kendine iyi bak sevgilim, beni düşünme. Taş atmaya gidiyorum çocuklara kurşun atanlara. Ceplerimde yıldızlar kadar taş var. Birde senin hasretini koydum sapanımım hamuruna. Sevgilim her sapan çığlığında öperim dudaklarından. Hasretle, aşkla. Ben iyi olurum sen kendine iyi bak...  

Adem Özbay
www.ademozbay.com
 

Kalbimi taşa vurdum




Kalbimi taşa vurdum. Sukut dehlizlerinden amansız bir yalnızlığa açılan kapıyı buldum. Tüm ağırlıklarımı bırakıp, kelebeklere yasladım kalbimi. Şarkılarda hiç söylenmeyen nakaratların peşine düştüm. Uzun seneler uyudum mağaralarda. Uyandığımda eskittim zamanı ve aşksızlığı miras aldım firavunlardan.
Kalbimi mağaraya gömdüm.

Kalbimi umuda vurdum. Gökyüzünde gezinen meleklerin ellerini buldum. Hırçın dalgalara savurdum kendimi.
Şehirlere kol kanat geren kalelere sığındım. Zamansız vurgunların eşkıyalığı paye biçildi gözlerime. Savaşlardan kaçtım. Kılıçlardan yoruldum. Yine de inadına yılgın surlara kızgın yağ oldum.
Kalbimi surlara gömdüm.

Kalbimi aşka vurdum. Seni buldum. Vermeden almanın anlamına sürüklendim hiçlik boyunca.
Kırıldım.
Kırıldıkça ağladı gözlerim. Ağladıkça ağardı gözlerim. Sessiz türküler söyledim. Sessiz ve sensiz. Uyuyamadı gözlerim. Bir kabusa arka çıktı, gidenlerin ardına saldığım harfler. İhanetlere güldüm. Kalbime güldüm.
Kalbimi gözyaşına gömdüm.

Kalbimi gözlerine vurdum. Dertlerime merhem buldum. Dolaştığım çöllerde kayboldum. Kendimi vahalara savurdum. Savruldukça yandı dudaklarım. Sana hiç hasret söyleyemedim. Hiç açamadım kalbime gözlerinin nakşettiklerini. Seni kendim bile bilmeden sevdim.
Kalbimi sabra gömdüm.

Sevgilim.
Kalbimi sana vurdum.
Ben'i buldum.
Kalbimi sana gömdüm. 

Adem Özbay
ademozbaya@gmail.com
www.ademozbay.com
 

Üç aylık ömürcü doktora mektup







Hiç iyi etmediniz doktor.
Yaşanacak ömrüme gün koymanız üzdü beni. Ben daha şöyle canımın istediği gibi aşık olamamıştım, hiç iyi etmediniz doktor. Şimdi daha fazla ölümlü ilan ettiniz beni. Oysaki ben de yatağımda derin bir uykuya dalar gibi ölebilirdim. Ya da bir kazada karşılaşabilirdim Azrail’le. Belki de komik ölebilirdim, Apolla11’in dünyaya düşen parçalarından biri başıma düşebilirdi mesela. Gerçi hiçbir ölüm komik değildir, öylesine söyledim. Hem hiç iyi etmediniz doktor, bir hastanede randevulaştırdınız beni Azrail’le.
Hiç merakım kalmadı şimdi ölüme.
Hiç iyi etmediniz doktor.
Sayı saymasını bildiğime ilk kez üzüldüm. Nasıl ki, ayrılınca sevenler boncuk dizerlermiş ayrılık günlerine. Yirmisinde yavuklusuna hasret bırakıp vatan hizmetine gidenlerde ranzalara çentik atarlarmış. Şimdi ben penceremde güneş sayıyorum. Ay sayıyorum. Yeniden görebildiğim her güneş, bir çocuğun akşam babasına kavuşma heyecanına götürüyor beni. Lokmalarımı da sayıyorum doktor. Yaşımı belirten sayıların az olduğu zamanlarda, babamın aybaşlarında alıp getirdiği muzları yerkenki gibi azar azar, saya saya yiyorum şimdi her şeyi. Hastanenin kurtlu mercimeği, kuru fasulyesi, taşlı pilavı ne güzel. Ne güzel yanık patateslere bandırdığım ekmeğin tadı. Yakında nefeslerimi de sayacağım doktor. Ne kadar kıymet bilmezleriyiz bu dünyanın, bedavadan içimize çektiğimiz şu oksijeni şimdi saya saya vücudumla buluşturacağım. Bir kimyacı edası olmayacak yüzümde belki. Zaten yüzümü şimdi bir aynalar geri veriyor bana. Artık sayılarda yitirdiğim bir adamım ben doktor.
Hem hiç iyi etmediniz doktor, beni sayılara düşman ettiniz.
Hiç iyi etmediniz doktor.
Çocukları korkutan bir adam yaptınız beni. Bir zamanlar sırma edasındaki saçlarıma sanki atom bombası attınız. Darmadağınıklığına bile razıyım şimdi, tüm taraklar sizin olsaydı da saçlarıma dokunmasaydınız doktor. Hele kaşlarımda terk ettiğinde yüzümü bir cüzzamlı gibi kaçtım ceketimin cebinden hiç eksik olmayan el aynamdan. Bir ara figüran oldum, hastane tiyatrosunda hastayı oynuyorum. Makyaj yapılmış, saçlarım, kaşlarım gözükmüyor. Oyun bitti sıkıntılı bir rüyadan uyanır gibi, kaşlarımı açtılar makyajcılar, saçlarım aynaları renklendirdi. Soğuk hava gelince doktor, hayalim kaçtı gözlerimden, pencereyi açmasaydın keşke hemşire hanım. İnsan bu hastanelerin hayallerinden başka nesini sevebilir ki? Hem hiç iyi etmediniz doktor, beni çocuklara sevimsiz kıldınız. Belki hemşire hanım işyerime gelecekti, sevecektik birbirimizi, evlenecektik, çocuklarımız olacaktı beni gördüklerinde annelerine gözyaşlarıyla kaçmayacaklardı.
Hiç iyi etmediniz doktor, beni uykuya zorlanan bir çocuğa harami kıldınız.
Hiç iyi etmediniz doktor.
Hayallerimi kaçırdınız benden. Şöyle bir ahşap evin balkonunda kitabımı okuyup çay içmeyi çok gördünüz bana. Yaz gelince kelebeklerle yarışacağım bir çiftlikte yaşamayı da çok gördünüz. Altınyıldız takım elbisemi daha kaç defa giydim ki. Hem altı yılın birikimiyle altıma çektiğim spor arabamla kaç kilometre yaptım daha. Hele Avrupa’nın dev gökdelenlerini, Asya’nın pirinç tarlalarını, Amerika’nın kara adamlarıyla dolu sokaklarını görememek deli edecek beni. Yerlileri görmeyi iptal edebilirdim belki, ama sen bir yatağa tıktın beni doktor.  Hiç ama hiç iyi etmediniz doktor.
Van Gölü’nü bile görmemişken Azrail’le gezintiye çıkarıyorsunuz beni.
Hiç iyi etmediniz doktor.
Yaşanacak ömrüme gün koymanız üzdü beni. Ben daha şöyle canımın istediği gibi aşık olamamıştım, hiç iyi etmediniz doktor. Şimdi daha fazla ölümlü ilan ettiniz beni. Oysaki bende yatağımda derin bir uykuya dalar gibi ölebilirdim. Ya da bir kazada karşılaşabilirdim Azrail’le. Belki de komik ölebilirdim, Apolla11’in dünyaya düşen parçalarından biri başıma düşebilirdi mesela. Gerçi hiçbir ölüm komik değildir, öylesine söyledim. Hem hiç iyi etmediniz doktor, bir hastanede randevulaştırdınız beni Azrail’le.
Hiç merakım kalmadı şimdi ölmeye.


Adem Özbay
ademozbaya@gmail.com