Copyright © Sensiz Kelimeler Sözlüğü
Design by Dzignine
aşk öyküsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk öyküsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Gözlerimden Gözlerine Son Mektup





Sen bu satırları okumaya başladığında ben çoktan senin nefesinin akıp gittiği bu cennetten ayrılmış olacağım. Eğer Allah bana her gün lime lime etlerimin doğranacağı, fakat yanımda senin olacağın bir cehennem vaat etseydi yemin ederim bir an tereddüt etmez, o an kabul ederdim. Ben seninle olamadığım cennetin tüm katlarını cehennemden bin kat daha elem verici bulurum. Sen ki benim cennetim, benim kırk yıla yakındır çektiğim cefaların mükâfatısın.

Aşksız Geçen Her Günümüze Yazıklar Olsun





Bu soğuklar üşütmüyor bizi. Kaldırımlarda dolaşmıyor yetim hüznümüz. Şuh bir kahkahayla satılığa çıkan kadınlar biz değiliz. Bankamatiklerde ırzına geçilen çocuklar da biz değiliz. Gecelere sinmiş günahlar bizim değil. Biz hiç kimseyiz. Biz bir şarkı bile değiliz.
Bir nakarat, bir harf…
Bu çorbalar doyurmuyor bizi. Acıkan ve aç annesinin sarkık memelerini çekiştirmekten yara bere içinde bırakan biz değiliz. Sinekleri, ikizi gibi yanı başından ayırmayan biz değiliz. Bir kuru ekmek, bir avuç su için köpekler gibi itilip kakılan biz değiliz. İki bahar görmeden solup giden çiçekler bizler değiliz. Biz hiç kimseyiz. Biz bir çocuk bile değiliz.
Bir ninni, bir okşama...
Bu duvarlar sevmiyor bizi. Geceler boyu inleyen biz değiliz. Tabanları günlerce tutmayan biz değiliz. Askılarda bedeni hayata küsen biz değiliz. Ayrılıkların esaretinde hayata küfürler savuran biz değiliz. Demir parmaklara etini veren biz değiliz. Biz hiç kimseyiz. Bir masum bile değiliz.
Bir af, bir merhamet...
Bu hayaller yetmiyor bize. Kapılardan çevrilen biz değiliz.  Salya ve tükürüklerle sokaklara fırlatılan biz değiliz. Saçlarından sürüklenen, gözlerinden ateşi çalınan biz değiliz. Yıkıntılar arasında bırakılan biz değiliz. Biz hiç kimseyiz. Bir nazlıgül bile değiliz.
Bir gülümseme, bir umut...
Bu karanlıklar ürkütmüyor bizi. Gece gündüz asgari ücretle çalışan biz değiliz. Alnından terleyen damlalarda gözyaşlarını saklayan biz değiliz. Ter kokan, pis kokan nasırlı elliler biz değiliz. Kurtlu mercimeklere methiyeler düzen biz değiliz. Patronumuzun mersedesine genç bir kızın şehvetli çağrısına uyar gibi asılan biz değiliz. Biz hiç kimseyiz. Bir insan bile değiliz.
Bir adalet, bir emek...
Bu üniformalılar korkutmuyor bizi. Şarkısını söyleyen biz değiliz. Mavzerlerine sarılmış güller derenler biz değiliz. Kalbine sarılmış aşk derenler biz değiliz. Biz hiç kimseyiz. Bir kul bile değiliz. Bir dua, bir kurşun...
Bir türkü, bir aşk...
Haklısın Orhan Baba çok haklısın:
Aşksız geçen her günümüze yazıklar olsun! 

Adem Özbay
www.ademozbay.com
 

Kendine iyi bak sevgilim





Kendine iyi bak sevgilim, beni düşünme. Taş atmaya gidiyorum çocuklara kurşun atanlara. Ceplerimde yıldızlar kadar taş var. Birde senin hasretini koydum sapanımım hamuruna. Sevgilim her sapan çığlığında öperim dudaklarından. Hasretle, aşkla. Ben iyi olurum sen kendine iyi bak...
Unut sevgilim, unut ettiğimiz yeminleri. Musafa el koyup bağıra bağıra ettiğimiz yeminlerin şimdi boynu bükük kalacak. Ne denizler ne martılar görecekler bizi artık el ele. Hiç balık ekmek yiyemeyeceğiz; gölgesinde seni sevmişliğim olan bu şehirde. Kaldırımlarında sokak çocukları yalnız kalacak geceleri, geceler uzun olacak onlara yine. Sen hem onlara hem kendine iyi bak. Beni merak etme.
Sevgilim varır varmaz mektup yazarım ay ışığıyla sana. Gökyüzünde en parlak yıldız olup göz kırparım haylazlığımla. Sonra da düşersem en yüksek tepenin çatısına bil ki, ellerimden tutmana ihtiyacım var. Kapat gözlerini ve düş seccadenin üstüne. Yeraltında çağlarsa güllerin kökleri, kulak ver ve saçlarını bırak rüzgara. Sonrasında dirençle kalkıp ayağa kendine iyi bak sevgilim. Ben çok iyi olurum orada.
Sevgilim kendine iyi bak. Çünkü beklenmedik bir zamanda, yenilginin acısı direngen gözlerini buğulandırdığında, ben hasretimi güneşe serip doğacağım senin kalbine. Ne sen ağlayacaksın ne ben güleceğim. Melekler tutacak ellerimizden. Zaten kim Azrail kadar iyi kement atabilir bedenime. Ve senin gözlerinin kemendi kadar... Çok iyiyim sevgilim çok iyi, sen kendine iyi bak.
Ve sevgilim, sevdim ben seni, senin bile inanamayacağın kadar çok. Sensiz her gece yıldızlar aldım ben koynuma, sarih bir lisanla tespih eden tepelerde. Yıldızlar ısıttım sabahlara kadar. Ve hasretimi ısıttım. Kırağı düşmüş bir gonca gibi, çıt diye kırılmasın hasretim diye, ısıttığım yıldızlara sardım seni. Hasretim, hasretim benim, gözünden ırmaklar geçen ceylanım... Kırlarda koşarken eski günlerimizdeki gibi kendine iyi bak. Ben yakalamak için peşinde dolaşır dururum bir yavru oğlak gibi. İyi olurum hem de çok iyi. 
Hem ne çıkar bahtımızda ayrılık varsa, bir kere bile baktı ya gözlerimiz içimize, Ben senin sen benim gizli mahzenimdim, ancak yandıkça anlayabildik bunu. Hem seni nasıl sevdim biliyor musun? Annenin kabuğunu soyup yavru vermesi gibi… Güneşin gölgeye sancılanması gibi sevdim seni. Sen şimdi merak etme sevgilim, kendine iyi bak. Kavuşamasam da seni sevdim ya, bana yeterde artar bile. İyiyim ben iyiyim.
Sevgilim her yalnız kalışımda mavzer başında, susarak çağırdım seni derin uçsuz bucaksız vadilerden. Ne nilüferler topladım sana güneşi yalayıp yutacak kadar heybetli göllerden. Ne çok aşık oldum sana, ne çok... Sen hep içimde doğan bir bahar gibi geldin yanı başıma. Sevgilim teşekkür ederim ben sana, beni sevdin ya... Mutluyum ben buralarda sen kendine iyi bak. Ve beni unutma...
Kendine iyi bak sevgilim, beni düşünme. Taş atmaya gidiyorum çocuklara kurşun atanlara. Ceplerimde yıldızlar kadar taş var. Birde senin hasretini koydum sapanımım hamuruna. Sevgilim her sapan çığlığında öperim dudaklarından. Hasretle, aşkla. Ben iyi olurum sen kendine iyi bak...  

Adem Özbay
www.ademozbay.com
 

Kalbimi taşa vurdum




Kalbimi taşa vurdum. Sukut dehlizlerinden amansız bir yalnızlığa açılan kapıyı buldum. Tüm ağırlıklarımı bırakıp, kelebeklere yasladım kalbimi. Şarkılarda hiç söylenmeyen nakaratların peşine düştüm. Uzun seneler uyudum mağaralarda. Uyandığımda eskittim zamanı ve aşksızlığı miras aldım firavunlardan.
Kalbimi mağaraya gömdüm.

Kalbimi umuda vurdum. Gökyüzünde gezinen meleklerin ellerini buldum. Hırçın dalgalara savurdum kendimi.
Şehirlere kol kanat geren kalelere sığındım. Zamansız vurgunların eşkıyalığı paye biçildi gözlerime. Savaşlardan kaçtım. Kılıçlardan yoruldum. Yine de inadına yılgın surlara kızgın yağ oldum.
Kalbimi surlara gömdüm.

Kalbimi aşka vurdum. Seni buldum. Vermeden almanın anlamına sürüklendim hiçlik boyunca.
Kırıldım.
Kırıldıkça ağladı gözlerim. Ağladıkça ağardı gözlerim. Sessiz türküler söyledim. Sessiz ve sensiz. Uyuyamadı gözlerim. Bir kabusa arka çıktı, gidenlerin ardına saldığım harfler. İhanetlere güldüm. Kalbime güldüm.
Kalbimi gözyaşına gömdüm.

Kalbimi gözlerine vurdum. Dertlerime merhem buldum. Dolaştığım çöllerde kayboldum. Kendimi vahalara savurdum. Savruldukça yandı dudaklarım. Sana hiç hasret söyleyemedim. Hiç açamadım kalbime gözlerinin nakşettiklerini. Seni kendim bile bilmeden sevdim.
Kalbimi sabra gömdüm.

Sevgilim.
Kalbimi sana vurdum.
Ben'i buldum.
Kalbimi sana gömdüm. 

Adem Özbay
ademozbaya@gmail.com
www.ademozbay.com
 

Üç aylık ömürcü doktora mektup







Hiç iyi etmediniz doktor.
Yaşanacak ömrüme gün koymanız üzdü beni. Ben daha şöyle canımın istediği gibi aşık olamamıştım, hiç iyi etmediniz doktor. Şimdi daha fazla ölümlü ilan ettiniz beni. Oysaki ben de yatağımda derin bir uykuya dalar gibi ölebilirdim. Ya da bir kazada karşılaşabilirdim Azrail’le. Belki de komik ölebilirdim, Apolla11’in dünyaya düşen parçalarından biri başıma düşebilirdi mesela. Gerçi hiçbir ölüm komik değildir, öylesine söyledim. Hem hiç iyi etmediniz doktor, bir hastanede randevulaştırdınız beni Azrail’le.
Hiç merakım kalmadı şimdi ölüme.
Hiç iyi etmediniz doktor.
Sayı saymasını bildiğime ilk kez üzüldüm. Nasıl ki, ayrılınca sevenler boncuk dizerlermiş ayrılık günlerine. Yirmisinde yavuklusuna hasret bırakıp vatan hizmetine gidenlerde ranzalara çentik atarlarmış. Şimdi ben penceremde güneş sayıyorum. Ay sayıyorum. Yeniden görebildiğim her güneş, bir çocuğun akşam babasına kavuşma heyecanına götürüyor beni. Lokmalarımı da sayıyorum doktor. Yaşımı belirten sayıların az olduğu zamanlarda, babamın aybaşlarında alıp getirdiği muzları yerkenki gibi azar azar, saya saya yiyorum şimdi her şeyi. Hastanenin kurtlu mercimeği, kuru fasulyesi, taşlı pilavı ne güzel. Ne güzel yanık patateslere bandırdığım ekmeğin tadı. Yakında nefeslerimi de sayacağım doktor. Ne kadar kıymet bilmezleriyiz bu dünyanın, bedavadan içimize çektiğimiz şu oksijeni şimdi saya saya vücudumla buluşturacağım. Bir kimyacı edası olmayacak yüzümde belki. Zaten yüzümü şimdi bir aynalar geri veriyor bana. Artık sayılarda yitirdiğim bir adamım ben doktor.
Hem hiç iyi etmediniz doktor, beni sayılara düşman ettiniz.
Hiç iyi etmediniz doktor.
Çocukları korkutan bir adam yaptınız beni. Bir zamanlar sırma edasındaki saçlarıma sanki atom bombası attınız. Darmadağınıklığına bile razıyım şimdi, tüm taraklar sizin olsaydı da saçlarıma dokunmasaydınız doktor. Hele kaşlarımda terk ettiğinde yüzümü bir cüzzamlı gibi kaçtım ceketimin cebinden hiç eksik olmayan el aynamdan. Bir ara figüran oldum, hastane tiyatrosunda hastayı oynuyorum. Makyaj yapılmış, saçlarım, kaşlarım gözükmüyor. Oyun bitti sıkıntılı bir rüyadan uyanır gibi, kaşlarımı açtılar makyajcılar, saçlarım aynaları renklendirdi. Soğuk hava gelince doktor, hayalim kaçtı gözlerimden, pencereyi açmasaydın keşke hemşire hanım. İnsan bu hastanelerin hayallerinden başka nesini sevebilir ki? Hem hiç iyi etmediniz doktor, beni çocuklara sevimsiz kıldınız. Belki hemşire hanım işyerime gelecekti, sevecektik birbirimizi, evlenecektik, çocuklarımız olacaktı beni gördüklerinde annelerine gözyaşlarıyla kaçmayacaklardı.
Hiç iyi etmediniz doktor, beni uykuya zorlanan bir çocuğa harami kıldınız.
Hiç iyi etmediniz doktor.
Hayallerimi kaçırdınız benden. Şöyle bir ahşap evin balkonunda kitabımı okuyup çay içmeyi çok gördünüz bana. Yaz gelince kelebeklerle yarışacağım bir çiftlikte yaşamayı da çok gördünüz. Altınyıldız takım elbisemi daha kaç defa giydim ki. Hem altı yılın birikimiyle altıma çektiğim spor arabamla kaç kilometre yaptım daha. Hele Avrupa’nın dev gökdelenlerini, Asya’nın pirinç tarlalarını, Amerika’nın kara adamlarıyla dolu sokaklarını görememek deli edecek beni. Yerlileri görmeyi iptal edebilirdim belki, ama sen bir yatağa tıktın beni doktor.  Hiç ama hiç iyi etmediniz doktor.
Van Gölü’nü bile görmemişken Azrail’le gezintiye çıkarıyorsunuz beni.
Hiç iyi etmediniz doktor.
Yaşanacak ömrüme gün koymanız üzdü beni. Ben daha şöyle canımın istediği gibi aşık olamamıştım, hiç iyi etmediniz doktor. Şimdi daha fazla ölümlü ilan ettiniz beni. Oysaki bende yatağımda derin bir uykuya dalar gibi ölebilirdim. Ya da bir kazada karşılaşabilirdim Azrail’le. Belki de komik ölebilirdim, Apolla11’in dünyaya düşen parçalarından biri başıma düşebilirdi mesela. Gerçi hiçbir ölüm komik değildir, öylesine söyledim. Hem hiç iyi etmediniz doktor, bir hastanede randevulaştırdınız beni Azrail’le.
Hiç merakım kalmadı şimdi ölmeye.


Adem Özbay
ademozbaya@gmail.com

Öyle sevki, bu hasretlikler düşsün yakamdan




Sormadın halimin esrarı nedir

Çekerim aşkını kaç senedir



Bak yemin ediyorum: Bir sevsen beni, düşecek bütün hasretlikler yakamdan. Gecelerin kelimelerimi hırpalayan ve parmak uçlarımı kanatan sessizliğinin canına okuyacağım. Bir sevsen beni yıldızlara el ense çekip bir Kırkpınar pehlivanı gibi, galaksilerle birlikte çalacağım ayın haylaz gülümsemeli yüzüne hepsini. Bir sevsen, bir bakışımla nice kırmızı ışıkları aşıp düşeceğim yanı başına...
Şunu bil; yüzüme her konuşuşunda uğultular çoğaltıyor harflerin içimde. Çoğaldıkça çoğalıp kaplıyorlar evrenimi. Yalnızlıklar arasına karışıyorum sana yakınlaşmak için, yakınlaştıkça karışıklığımı artırıyorsun. Arttıkça ayrığım ahd ediyorum nice bülbül katili güllere.
Şuna inan ki, Romalı bir asilzadenin namını yürütmek için aslanlara kur yapan bir gladyatör gibi; şanın ve itibarın için savaşabilirim tüm yel değirmenleri ve ellerinde zehirli elmalar taşıyan cadılarla. 
Söyle bana; bilir misin hiçbir çiçeği koparamadım sana sunmak için; senin gözlerini anımsatırlardı bana. Hiçbir kuşa kapan kurmadım, soğuk kış günlerinde aç kaldıklarında; senin ellerine benzetirdim kanatlarını. Bir tek ekmek kırıntısı attıysam çöpe, kırılsın ellerim; sırf ekmek yiyişinin güzelliğine... Bir elmayı dilimlediysem Allah belamı versin; senin ısırırkenki neşeni kaybederim hayallerimden korkusuyla. Bil ki; hiçbir ağaca ismini kazıyamadım, gözyaşlanırlar da billur bir inci olan gözyaşlarına akıtırlar diye. 
Şimdi sen bana, beni ne kadar çok sevdiğini anlat. Gerçek yalan fark etmez, gözlerimde nasıl kaybolduğunu, ellerimin seni İstanbul gibi sardığını, kalbimde ne çok yer bulduğunu, beni aşksızlara inat nasılda inadına sevdiğini anlat. Yalandan da olsa bir de gülümsemen, ne çok hoşuma gider bir bilsen. Şimdi sen bana ne olur beni ne kadar çok sevdiğini anlat.
Bilirsin belki, o yürüdüğün yol bana çıkar. Benim göğsümde filizlenir senin hayata bıraktığın tohumlar. Vardır ya resimlerde, ilginçtir diye basarlar dergilere; bir kayanın yada taşların içinden bir çiçek boy salar, bırakır kendini hayatın bağrına, Küçük Prensin macerası gibi. İşte ben senin kayadan sert göğsüne Martı Jonathan gibi inerim. Tüylerim dağılır dört bir yana. Sen her şeyin ikimize vardığını sakın unutma. 
Ey güzel, şimdi ben kucağını siper yapıp saçlarını doladım boynuma. İster idam ilanımı sal her yana rüzgara bırakacağın gözyaşlarınla. İster tut ellerimden kışkırt beni seni saran kalelerin kapılarına. Sür beni mağrur kumandaların yüz binler askerinin arasına. Teke tek savaşmak değildir benim kahramanlığım ve elime almam bir kılıç bile. Ben ki, zaten senin hasretinle suda bile yanarım, sana kavuşmaya dair azmimle ne zaferler kazanırım, ne yenilgilere bilenirim. Ey güzel bir sevgi fermanını asmak için boynuma, söyle ne kadar daha güllerden kan süzeyim?    
Mademki; ömrüme bir aşkbasan eşkıyası gibi çöktün, şimdi beni bir dokunuşla uyandırman lazım değil midir bu vuslat provalarından. Şimdi içime dudağından dualar üfleyip baharlar ekmen lazım değil midir? Hele söyle beni sevmen şart değil midir?
Ve artık; ben intihar meraklısı bir adam değilken, bir yitip gitmek kalmışken bana, bil senin sevmene kuduran muhtaçlığımı. Bil ve anla menekşelerin ve rüzgarın ve aşkımın kızı.
Öyle sevki beni, sadece öleyim.
Şerefim üzerine... 

Adem Özbay
www.ademozbay.com