Sen
bu satırları okumaya başladığında ben çoktan senin nefesinin akıp gittiği bu
cennetten ayrılmış olacağım. Eğer Allah bana her gün lime lime etlerimin
doğranacağı, fakat yanımda senin olacağın bir cehennem vaat etseydi yemin
ederim bir an tereddüt etmez, o an kabul ederdim. Ben seninle olamadığım
cennetin tüm katlarını cehennemden bin kat daha elem verici bulurum. Sen ki
benim cennetim, benim kırk yıla yakındır çektiğim cefaların mükâfatısın.
aşk öyküsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk öyküsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aşksız Geçen Her Günümüze Yazıklar Olsun
Bu
soğuklar üşütmüyor bizi. Kaldırımlarda dolaşmıyor yetim hüznümüz. Şuh bir
kahkahayla satılığa çıkan kadınlar biz değiliz. Bankamatiklerde ırzına geçilen
çocuklar da biz değiliz. Gecelere sinmiş günahlar bizim değil. Biz hiç
kimseyiz. Biz bir şarkı bile değiliz.
Bir
nakarat, bir harf…
Bu
çorbalar doyurmuyor bizi. Acıkan ve aç annesinin sarkık memelerini
çekiştirmekten yara bere içinde bırakan biz değiliz. Sinekleri, ikizi gibi yanı
başından ayırmayan biz değiliz. Bir kuru ekmek, bir avuç su için köpekler gibi
itilip kakılan biz değiliz. İki bahar görmeden solup giden çiçekler bizler
değiliz. Biz hiç kimseyiz. Biz bir çocuk bile değiliz.
Bir
ninni, bir okşama...
Bu
duvarlar sevmiyor bizi. Geceler boyu inleyen biz değiliz. Tabanları günlerce
tutmayan biz değiliz. Askılarda bedeni hayata küsen biz değiliz. Ayrılıkların
esaretinde hayata küfürler savuran biz değiliz. Demir parmaklara etini veren
biz değiliz. Biz hiç kimseyiz. Bir masum bile değiliz.
Bir
af, bir merhamet...
Bu
hayaller yetmiyor bize. Kapılardan çevrilen biz değiliz. Salya ve tükürüklerle sokaklara fırlatılan
biz değiliz. Saçlarından sürüklenen, gözlerinden ateşi çalınan biz değiliz.
Yıkıntılar arasında bırakılan biz değiliz. Biz hiç kimseyiz. Bir nazlıgül bile
değiliz.
Bir
gülümseme, bir umut...
Bu
karanlıklar ürkütmüyor bizi. Gece gündüz asgari ücretle çalışan biz değiliz.
Alnından terleyen damlalarda gözyaşlarını saklayan biz değiliz. Ter kokan, pis
kokan nasırlı elliler biz değiliz. Kurtlu mercimeklere methiyeler düzen biz
değiliz. Patronumuzun mersedesine genç bir kızın şehvetli çağrısına uyar gibi
asılan biz değiliz. Biz hiç kimseyiz. Bir insan bile değiliz.
Bir
adalet, bir emek...
Bu
üniformalılar korkutmuyor bizi. Şarkısını söyleyen biz değiliz. Mavzerlerine
sarılmış güller derenler biz değiliz. Kalbine sarılmış aşk derenler biz
değiliz. Biz hiç kimseyiz. Bir kul bile değiliz. Bir dua, bir kurşun...
Bir
türkü, bir aşk...
Haklısın
Orhan Baba çok haklısın:
Aşksız
geçen her günümüze yazıklar olsun!
Adem Özbay
www.ademozbay.com
Kendine iyi bak sevgilim
Kendine
iyi bak sevgilim, beni düşünme. Taş atmaya gidiyorum çocuklara kurşun atanlara.
Ceplerimde yıldızlar kadar taş var. Birde senin hasretini koydum sapanımım
hamuruna. Sevgilim her sapan çığlığında öperim dudaklarından. Hasretle, aşkla.
Ben iyi olurum sen kendine iyi bak...
Unut
sevgilim, unut ettiğimiz yeminleri. Musafa el koyup bağıra bağıra ettiğimiz
yeminlerin şimdi boynu bükük kalacak. Ne denizler ne martılar görecekler bizi
artık el ele. Hiç balık ekmek yiyemeyeceğiz; gölgesinde seni sevmişliğim olan
bu şehirde. Kaldırımlarında sokak çocukları yalnız kalacak geceleri, geceler
uzun olacak onlara yine. Sen hem onlara hem kendine iyi bak. Beni merak etme.
Sevgilim
varır varmaz mektup yazarım ay ışığıyla sana. Gökyüzünde en parlak yıldız olup
göz kırparım haylazlığımla. Sonra da düşersem en yüksek tepenin çatısına bil
ki, ellerimden tutmana ihtiyacım var. Kapat gözlerini ve düş seccadenin üstüne.
Yeraltında çağlarsa güllerin kökleri, kulak ver ve saçlarını bırak rüzgara.
Sonrasında dirençle kalkıp ayağa kendine iyi bak sevgilim. Ben çok iyi olurum
orada.
Sevgilim
kendine iyi bak. Çünkü beklenmedik bir zamanda, yenilginin acısı direngen
gözlerini buğulandırdığında, ben hasretimi güneşe serip doğacağım senin
kalbine. Ne sen ağlayacaksın ne ben güleceğim. Melekler tutacak ellerimizden.
Zaten kim Azrail kadar iyi kement atabilir bedenime. Ve senin gözlerinin
kemendi kadar... Çok iyiyim sevgilim çok iyi, sen kendine iyi bak.
Ve
sevgilim, sevdim ben seni, senin bile inanamayacağın kadar çok. Sensiz her gece
yıldızlar aldım ben koynuma, sarih bir lisanla tespih eden tepelerde. Yıldızlar
ısıttım sabahlara kadar. Ve hasretimi ısıttım. Kırağı düşmüş bir gonca gibi,
çıt diye kırılmasın hasretim diye, ısıttığım yıldızlara sardım seni. Hasretim,
hasretim benim, gözünden ırmaklar geçen ceylanım... Kırlarda koşarken eski
günlerimizdeki gibi kendine iyi bak. Ben yakalamak için peşinde dolaşır dururum
bir yavru oğlak gibi. İyi olurum hem de çok iyi.
Hem
ne çıkar bahtımızda ayrılık varsa, bir kere bile baktı ya gözlerimiz içimize,
Ben senin sen benim gizli mahzenimdim, ancak yandıkça anlayabildik bunu. Hem
seni nasıl sevdim biliyor musun? Annenin kabuğunu soyup yavru vermesi gibi…
Güneşin gölgeye sancılanması gibi sevdim seni. Sen şimdi merak etme sevgilim,
kendine iyi bak. Kavuşamasam da seni sevdim ya, bana yeterde artar bile. İyiyim
ben iyiyim.
Sevgilim
her yalnız kalışımda mavzer başında, susarak çağırdım seni derin uçsuz bucaksız
vadilerden. Ne nilüferler topladım sana güneşi yalayıp yutacak kadar heybetli
göllerden. Ne çok aşık oldum sana, ne çok... Sen hep içimde doğan bir bahar
gibi geldin yanı başıma. Sevgilim teşekkür ederim ben sana, beni sevdin ya...
Mutluyum ben buralarda sen kendine iyi bak. Ve beni unutma...
Kendine iyi bak
sevgilim, beni düşünme. Taş atmaya gidiyorum çocuklara kurşun atanlara.
Ceplerimde yıldızlar kadar taş var. Birde senin hasretini koydum sapanımım
hamuruna. Sevgilim her sapan çığlığında öperim dudaklarından. Hasretle, aşkla.
Ben iyi olurum sen kendine iyi bak...
Adem Özbay
www.ademozbay.com
Kalbimi taşa vurdum
Kalbimi
taşa vurdum. Sukut dehlizlerinden amansız bir yalnızlığa açılan kapıyı buldum.
Tüm ağırlıklarımı bırakıp, kelebeklere yasladım kalbimi. Şarkılarda hiç
söylenmeyen nakaratların peşine düştüm. Uzun seneler uyudum mağaralarda.
Uyandığımda eskittim zamanı ve aşksızlığı miras aldım firavunlardan.
Kalbimi
mağaraya gömdüm.
Kalbimi
umuda vurdum. Gökyüzünde gezinen meleklerin ellerini buldum. Hırçın dalgalara
savurdum kendimi.
Şehirlere
kol kanat geren kalelere sığındım. Zamansız vurgunların eşkıyalığı paye biçildi
gözlerime. Savaşlardan kaçtım. Kılıçlardan yoruldum. Yine de inadına yılgın
surlara kızgın yağ oldum.
Kalbimi
surlara gömdüm.
Kalbimi
aşka vurdum. Seni buldum. Vermeden almanın anlamına sürüklendim hiçlik boyunca.
Kırıldım.
Kırıldıkça
ağladı gözlerim. Ağladıkça ağardı gözlerim. Sessiz türküler söyledim. Sessiz ve
sensiz. Uyuyamadı gözlerim. Bir kabusa arka çıktı, gidenlerin ardına saldığım
harfler. İhanetlere güldüm. Kalbime güldüm.
Kalbimi
gözyaşına gömdüm.
Kalbimi
gözlerine vurdum. Dertlerime merhem buldum. Dolaştığım çöllerde kayboldum.
Kendimi vahalara savurdum. Savruldukça yandı dudaklarım. Sana hiç hasret
söyleyemedim. Hiç açamadım kalbime gözlerinin nakşettiklerini. Seni kendim bile
bilmeden sevdim.
Kalbimi
sabra gömdüm.
Sevgilim.
Kalbimi
sana vurdum.
Ben'i
buldum.
Kalbimi
sana gömdüm.
Adem Özbay
ademozbaya@gmail.com
www.ademozbay.com
Üç aylık ömürcü doktora mektup
Hiç
iyi etmediniz doktor.
Yaşanacak
ömrüme gün koymanız üzdü beni. Ben daha şöyle canımın istediği gibi aşık
olamamıştım, hiç iyi etmediniz doktor. Şimdi daha fazla ölümlü ilan ettiniz
beni. Oysaki ben de yatağımda derin bir uykuya dalar gibi ölebilirdim. Ya da
bir kazada karşılaşabilirdim Azrail’le. Belki de komik ölebilirdim, Apolla11’in
dünyaya düşen parçalarından biri başıma düşebilirdi mesela. Gerçi hiçbir ölüm
komik değildir, öylesine söyledim. Hem hiç iyi etmediniz doktor, bir hastanede
randevulaştırdınız beni Azrail’le.
Hiç
merakım kalmadı şimdi ölüme.
Hiç
iyi etmediniz doktor.
Sayı
saymasını bildiğime ilk kez üzüldüm. Nasıl ki, ayrılınca sevenler boncuk dizerlermiş
ayrılık günlerine. Yirmisinde yavuklusuna hasret bırakıp vatan hizmetine
gidenlerde ranzalara çentik atarlarmış. Şimdi ben penceremde güneş sayıyorum.
Ay sayıyorum. Yeniden görebildiğim her güneş, bir çocuğun akşam babasına
kavuşma heyecanına götürüyor beni. Lokmalarımı da sayıyorum doktor. Yaşımı
belirten sayıların az olduğu zamanlarda, babamın aybaşlarında alıp getirdiği
muzları yerkenki gibi azar azar, saya saya yiyorum şimdi her şeyi. Hastanenin
kurtlu mercimeği, kuru fasulyesi, taşlı pilavı ne güzel. Ne güzel yanık
patateslere bandırdığım ekmeğin tadı. Yakında nefeslerimi de sayacağım doktor.
Ne kadar kıymet bilmezleriyiz bu dünyanın, bedavadan içimize çektiğimiz şu
oksijeni şimdi saya saya vücudumla buluşturacağım. Bir kimyacı edası olmayacak
yüzümde belki. Zaten yüzümü şimdi bir aynalar geri veriyor bana. Artık
sayılarda yitirdiğim bir adamım ben doktor.
Hem
hiç iyi etmediniz doktor, beni sayılara düşman ettiniz.
Hiç
iyi etmediniz doktor.
Çocukları
korkutan bir adam yaptınız beni. Bir zamanlar sırma edasındaki saçlarıma sanki
atom bombası attınız. Darmadağınıklığına bile razıyım şimdi, tüm taraklar sizin
olsaydı da saçlarıma dokunmasaydınız doktor. Hele kaşlarımda terk ettiğinde
yüzümü bir cüzzamlı gibi kaçtım ceketimin cebinden hiç eksik olmayan el
aynamdan. Bir ara figüran oldum, hastane tiyatrosunda hastayı oynuyorum. Makyaj
yapılmış, saçlarım, kaşlarım gözükmüyor. Oyun bitti sıkıntılı bir rüyadan
uyanır gibi, kaşlarımı açtılar makyajcılar, saçlarım aynaları renklendirdi.
Soğuk hava gelince doktor, hayalim kaçtı gözlerimden, pencereyi açmasaydın
keşke hemşire hanım. İnsan bu hastanelerin hayallerinden başka nesini sevebilir
ki? Hem hiç iyi etmediniz doktor, beni çocuklara sevimsiz kıldınız. Belki
hemşire hanım işyerime gelecekti, sevecektik birbirimizi, evlenecektik,
çocuklarımız olacaktı beni gördüklerinde annelerine gözyaşlarıyla
kaçmayacaklardı.
Hiç
iyi etmediniz doktor, beni uykuya zorlanan bir çocuğa harami kıldınız.
Hiç
iyi etmediniz doktor.
Hayallerimi
kaçırdınız benden. Şöyle bir ahşap evin balkonunda kitabımı okuyup çay içmeyi
çok gördünüz bana. Yaz gelince kelebeklerle yarışacağım bir çiftlikte yaşamayı
da çok gördünüz. Altınyıldız takım elbisemi daha kaç defa giydim ki. Hem altı
yılın birikimiyle altıma çektiğim spor arabamla kaç kilometre yaptım daha. Hele
Avrupa’nın dev gökdelenlerini, Asya’nın pirinç tarlalarını, Amerika’nın kara
adamlarıyla dolu sokaklarını görememek deli edecek beni. Yerlileri görmeyi
iptal edebilirdim belki, ama sen bir yatağa tıktın beni doktor. Hiç ama hiç iyi etmediniz doktor.
Van
Gölü’nü bile görmemişken Azrail’le gezintiye çıkarıyorsunuz beni.
Hiç
iyi etmediniz doktor.
Yaşanacak
ömrüme gün koymanız üzdü beni. Ben daha şöyle canımın istediği gibi aşık
olamamıştım, hiç iyi etmediniz doktor. Şimdi daha fazla ölümlü ilan ettiniz
beni. Oysaki bende yatağımda derin bir uykuya dalar gibi ölebilirdim. Ya da bir
kazada karşılaşabilirdim Azrail’le. Belki de komik ölebilirdim, Apolla11’in
dünyaya düşen parçalarından biri başıma düşebilirdi mesela. Gerçi hiçbir ölüm
komik değildir, öylesine söyledim. Hem hiç iyi etmediniz doktor, bir hastanede
randevulaştırdınız beni Azrail’le.
Hiç
merakım kalmadı şimdi ölmeye.
Adem Özbay
ademozbaya@gmail.com
Öyle sevki, bu hasretlikler düşsün yakamdan
Sormadın halimin esrarı nedir
Çekerim aşkını kaç senedir
Bak
yemin ediyorum: Bir sevsen beni, düşecek bütün hasretlikler yakamdan. Gecelerin
kelimelerimi hırpalayan ve parmak uçlarımı kanatan sessizliğinin canına
okuyacağım. Bir sevsen beni yıldızlara el ense çekip bir Kırkpınar pehlivanı
gibi, galaksilerle birlikte çalacağım ayın haylaz gülümsemeli yüzüne hepsini.
Bir sevsen, bir bakışımla nice kırmızı ışıkları aşıp düşeceğim yanı başına...
Şunu
bil; yüzüme her konuşuşunda uğultular çoğaltıyor harflerin içimde. Çoğaldıkça
çoğalıp kaplıyorlar evrenimi. Yalnızlıklar arasına karışıyorum sana yakınlaşmak
için, yakınlaştıkça karışıklığımı artırıyorsun. Arttıkça ayrığım ahd ediyorum
nice bülbül katili güllere.
Şuna
inan ki, Romalı bir asilzadenin namını yürütmek için aslanlara kur yapan bir
gladyatör gibi; şanın ve itibarın için savaşabilirim tüm yel değirmenleri ve
ellerinde zehirli elmalar taşıyan cadılarla.
Söyle
bana; bilir misin hiçbir çiçeği koparamadım sana sunmak için; senin gözlerini anımsatırlardı
bana. Hiçbir kuşa kapan kurmadım, soğuk kış günlerinde aç kaldıklarında; senin
ellerine benzetirdim kanatlarını. Bir tek ekmek kırıntısı attıysam çöpe,
kırılsın ellerim; sırf ekmek yiyişinin güzelliğine... Bir elmayı dilimlediysem
Allah belamı versin; senin ısırırkenki neşeni kaybederim hayallerimden
korkusuyla. Bil ki; hiçbir ağaca ismini kazıyamadım, gözyaşlanırlar da billur
bir inci olan gözyaşlarına akıtırlar diye.
Şimdi
sen bana, beni ne kadar çok sevdiğini anlat. Gerçek yalan fark etmez,
gözlerimde nasıl kaybolduğunu, ellerimin seni İstanbul gibi sardığını, kalbimde
ne çok yer bulduğunu, beni aşksızlara inat nasılda inadına sevdiğini anlat.
Yalandan da olsa bir de gülümsemen, ne çok hoşuma gider bir bilsen. Şimdi sen
bana ne olur beni ne kadar çok sevdiğini anlat.
Bilirsin
belki, o yürüdüğün yol bana çıkar. Benim göğsümde filizlenir senin hayata
bıraktığın tohumlar. Vardır ya resimlerde, ilginçtir diye basarlar dergilere;
bir kayanın yada taşların içinden bir çiçek boy salar, bırakır kendini hayatın
bağrına, Küçük Prensin macerası gibi. İşte ben senin kayadan sert göğsüne Martı
Jonathan gibi inerim. Tüylerim dağılır dört bir yana. Sen her şeyin ikimize
vardığını sakın unutma.
Ey
güzel, şimdi ben kucağını siper yapıp saçlarını doladım boynuma. İster idam
ilanımı sal her yana rüzgara bırakacağın gözyaşlarınla. İster tut ellerimden
kışkırt beni seni saran kalelerin kapılarına. Sür beni mağrur kumandaların yüz
binler askerinin arasına. Teke tek savaşmak değildir benim kahramanlığım ve elime
almam bir kılıç bile. Ben ki, zaten senin hasretinle suda bile yanarım, sana
kavuşmaya dair azmimle ne zaferler kazanırım, ne yenilgilere bilenirim. Ey
güzel bir sevgi fermanını asmak için boynuma, söyle ne kadar daha güllerden kan
süzeyim?
Mademki;
ömrüme bir aşkbasan eşkıyası gibi çöktün, şimdi beni bir dokunuşla uyandırman
lazım değil midir bu vuslat provalarından. Şimdi içime dudağından dualar
üfleyip baharlar ekmen lazım değil midir? Hele söyle beni sevmen şart değil
midir?
Ve
artık; ben intihar meraklısı bir adam değilken, bir yitip gitmek kalmışken
bana, bil senin sevmene kuduran muhtaçlığımı. Bil ve anla menekşelerin ve
rüzgarın ve aşkımın kızı.
Öyle
sevki beni, sadece öleyim.
Şerefim
üzerine...
Adem Özbay
www.ademozbay.com






