Hepimizin sevgi konusunda sorunu var. Ailemizi sevmede,
dostumuzu sevmede, sevdiğimizi sevmede, eşimizi sevmede sorun yaşıyoruz.
Dünyanın varoluşunda beri sevgi konusundaki sorunlar çığ gibi büyüyüp her daim
insanoğlunun karşısına dikiliyor.
Peki neden sevmeyi beceremiyoruz. Bize hiçbir külfeti
olmadığı halde neden tam layığıyla sevemiyor, sevdiklerimizle birlikte olamıyor
ve ömrümüz boyunca sevgimizi koruyamıyoruz.
Gelin önce Mevlana’dan kısa bir öykü okuyalım birlikte:
“Bahçıvan, bir sabah
bağında güzel bir gül açtığını gördü. Baktı, seyretti, hoşlandı, gönlü ısındı
ve onu, sanki âşık olmuşçasına koruyordu. Gözünden kıskanıyor, esen yelden
sakınıyordu.
Bir sabah ne görsün! Bülbülün biri gülün dalına konmuş, yapraklarını bir bir
koparıyor, zedeleyip yaralıyor. Önce bülbülü kovaladı.
Ama gülü boynunu bükmüş, mahzunlaşmıştı. Ertesi sabah gül ile bülbül arasında
aynı hadisenin yaşandığındı, gülün daha kötü hırpalandığını gördü.
Bu sefer bülbüle kast etmek istedi. Ama bülbül uçup gitmişti. Bahçıvan güle
bakıp bakıp ağladı. Üçüncü gün bülbül yine gelecekti. Ona bir tuzak kurdu, bülbülü
yakaladı. Ne çare bülbül tuzağa düşesiye kadar gülün bütün yapraklarını yok
etmişti, sevgiliye kıymıştı. Üstelik de girdiği kafesten bahçıvana şöyle
diyordu:
-A insafsız adam! Sana ne yaptım ki beni kafese kapattın? Eğer sesimi
beğenmediğin için beni hapsettiysen ben zaten senin bağının bülbülü değil
miyim? Eğer başka bir suç işlediysem bunu bilmek elbette benim hakkımdır, söyle,
neden bu kafesi bana reva gördün?
Bahçıvan olup biteni anlattı, gülünü kopardığı için kendisini cezalandırdığını
söyledi. Bu sefer bülbül sesini daha da yükseltti:
-Yani şimdi sen, yalnızca bir iki gün içinde solacak bir gülü telef ettim diye
mi bunu bana reva gördün? Bunun için mi beni kafese kapattın? Bu seninki adalet
midir?
Bağcı merhamete geldi, bülbülü bıraktı. Özgürlüğüne kavuşan bülbül bahçıvana
şöyle dedi:
-Ey iyi kalpli aşık, mademki sen bana hürriyetimi verdin, ben de sana hazine
vereyim. Bahçenin falanca yerini kaz.
Bahçıvan orada bir küp altın buldu. Sevindi, yeni gül bahçeleri yapmaya ahd
etti. Bu arada bülbülü affetti, her seher şakıyışlarını lezzetle dinlemeye
başladı. Ve bir sabah merakını yenemeyip ona sordu:
-Bahçemdeki hazineyi toprak altındayken biliyorsun da gül dalının yanına
kurduğum kapanı gözünün önündeyken nasıl bilmedin?
-"Senin kapanın kaza ve kaderin gereğiydi." diye başladı söze bülbül.
"Kadere karşı hikmet gözü kapanır. Kişi ne kadar açıkgöz olursa olsun
kazaya karşı kördür."
Herkes bu öyküden farklı bir anlam çıkarabilir. Benim payıma
düşen şu oldu. Sevmek insana yaratıcının bir hediyesidir. Dünyada gönderilme
gayemiz ‘iyilik üzere yaşamak’ ise, sevmekte bu yaşama biçiminin insanoğluna
hediyesidir. Sevmek konusunda sorun yaşıyorsa öncelikli olarak özümüzdeki iyi
ve kalbi yaşama duygularımızı kontrol etmemiz gerekmektedir.
Kişisel hırslarımız, ihtiraslarımız, dünya malına karşı olan
doymak bilmek iştahımız sevgiyle aramızda Çin seddi gibi durmaktadır. Hepimiz
bir düşünelim, ev araba almak ya da tatile gitmek ya da kişisel ihtiyaçlarımızı
temin etmek için gösterdiğimiz çabanın ne kadarını iyilik yapmak için
kullanıyoruz.
Eğer vermezsek
alamayız, kalbinden vermeyen kalbine bir şey alamaz.
Sevdiğim bir düşünürün bir sözü var, ‘Gönlünüzü verirseniz
daha güzel bir gönül kazanırsınız.’ Sevmenin şifresi bence bu. Önce gönüller
kazanacağız, gönüller fethedeceğiz. Ağlayan çocukların gözyaşlarını silmeden,
üşüyenleri ısıtmadan, açları doyurmadan nasıl kendi açlığımızı doyurabiliriz,
nasıl kendi yüreğimizi ısıtabiliriz nasıl kendi gözyaşlarımızı silebiliriz.
Sevmenin bir döngü olduğuna inanıyorum. Her mutluluk, her
gülümseme her teşekkür bir ‘sevgi’ olarak bize geri döner. Sevmek bir koyup bin
kazanılan piyango gibidir. Bir kere mutluluk verdiniz mi binlerce kere mutluluk
alırsınız sevdiklerinizden. Bir kere yardım ettiniz mi binlerce kere yardım
görürsünüz sevdiklerinizden.
Sevmeyi becerebilmemizin yolu kalbimizle yaşamayı
öğrenmekten geçiyor.
Kalbin naifliği, kalbin misafirperverliği, kalbin
hamiyetperverliği bize nasıl sevmemiz gerektiği konusunda her zaman rehber
olmaya hazır. Yeter ki biz ona yeteri kadar şans verelim.
Gönülden yaşarsak başka gönüllerde saklı hazineleri biliriz,
keşfederiz, onlarla sevgi dolu yaşarız. Yoksa önümüzdeki ‘yaşam meşgalelerinden oluşmuş kafesler’in birinden birine
kısılmakla bir ömür tüketiriz sevgili dostlar.
Seçim bizim.
Ben kalbin yolunu seçelim derim.
Adem Özbay